Terör, Tefessüh Etmiş Ahlak ve Türkiye

Değersizliğin, ölçüsüzlüğün doğurduğu şiddete biz “terör” diyoruz. Terörü bir yöntem olarak kullanan kişi için, Yaratan da yaratılan da bir değer ifade etmez. Terörist, bitmiş bir ruh olarak, kendisiyle birlikte her şeyi tüketen kişidir. Terör eyleminin, ahlakı da mantığı da ölçüsü de yoktur. Terör, değerlerin tersyüz olup tefessüh ettiği yerde başlar.

Bir savaş hali değildir  terör. Savaşın bir mantığı, matematiği vardır;  terörde  yoktur. Savaşta bir değer, bir hukuk, bir ölçü vardır; terör bunların hiçbirini tanımaz. Terör, aklın gittiği yerde kendini gösterir. Terörün sonu, ya pişmanlıktır ya yok oluştur.

İnsanlıkla başlayan hak-batıl mücadelesinde bir batıl yöntemi olarak hep var olagelmiştir terör. Yaşı, insanlıkla eş zamanlıdır. Teröristin ilk örneği Kabil’dir. M.S. 1. Yüzyılda kurulan Zealots kabilesi, 11. yüzyılda Haşhaşiler, Fransız İhtilali’ndeki Jakobenler, Amerika’da kurulan ırkçı  Ku Klux Klan Örgütü, yine Amerika’daki 11 Eylül eylemi, birer terör ve terörizm örneği olarak değerlendirilebilir.

Dünya şirazesinin iyice bozulduğu günler yaşamaktayız. Ölçüsüzlüğün ölçü olarak kullanıldığı son yüzyılımızda terör daha belirgin bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Terörün yaygınlığı ve şiddeti, yaşatmaya çalıştığımız insani değerlerle ters orantılıdır. Güneşin ısı ve ışığının artmasıyla karanlığın ve soğuğun azalması gibidir terör. İnsani değerler ne kadar yükseltilir ve yaşatılırsa terör o kadar azalır, yok olur.

Günümüzde, dünyada özellikle ülkemizde terör niçin yaygın bir yöntem olarak kullanılmaktadır? Bu kaygı ve utanç verici bir sorudur. Bunun cevabı, aktif iyilerin, pasif konumda olmasıdır. Korkunun, kaygının, endişenin, terörün egemen olduğu bir dünya veya toplumda insan olmanın hazzı, mutluluğu duyabilir mi? İnsani değerlerin olmadığı bir dünya ve hayat, yaşanmaya değer mi? Bir sosyal olgu olarak düşünürsek, tabiat boşluk kabul etmez. İyiler yoksa kötüler oraya işgal ve istila edecektir.

Dünya düşünce ve yönetim sistemi içinde yer alan bazı düşünürlerin ve yönetimlerin egemenlik kurma adına yöntem olarak terörü kullanmalarını anlamak mümkündür. Ancak bizim mahalle tabir ettiğimiz İslam dünyasında, özellikle ülkemizde terörün bu kadar gündem oluşturmasını kabullenmek mümkün değildir. Bir Müslüman bir Müslümanı, bir Türk bir Türk’ü  bir Kürt bir Kürt’ü veya her biri bir diğerini niçin öldürür? Niçin bunlar birbirleri üzerinde terör estirir? Bunlar, terör estirmekle ayaklarına değil, kafalarına kurşun sıktıklarını bilmemekte midir?

Bizim mahallede bir oyun oynanıyor. Bu oyun hiç bitmemişti, şimdi daha da azdırıldı. Estirilen terör fırtınasıyla, yürüyen gemimiz batırılmak, mahalle sakinlerimiz birbirlerine katlettirilmek isteniyor. Acemi tayfa dediğimiz basiretsiz yöneticiler, liderler, aydınlar limana demir atmak üzere rotasını belirlemiş geminin batışını hızlandırıyorlar. Tarih, bunu bir aymazlık örneği olarak kaydedecektir. Mahallemizde bizden sonra yaşayanlar, bilmem ki bu tiplere bizden sonra neler söyleyecektir. Biz şimdiden yüzlerine tükürüyoruz.

Ülkemizin etrafı düşman çemberi. Bu ülkenin insanları bu coğrafyanın kaderini yaşıyor. Bundan kaçış yok. Her zaman etken olmak zorundayız; coğrafya bunu gerektiriyor. Edilgenlik, bir yok oluş. En barışık olduğumuz dönemlerde dahi düşmanımız hiç eksik olmadı. Sınırımız dışındaki düşmanların niyetleri belli, oyun tarzları belli. Onların satrancını, birkaç hamle ile çözmek mümkün. Bizdeki ırkçı fanatikleri, aydın(!) jakobenleri bir türlü anlamak, izah etmek, ikna etmek mümkün değil. Mahallemizin dışındaki virüslerin varlığını inkar etmiyoruz; ama içimizde virüsleri bir türlü hazmedemiyoruz. Onları yok edecek, pasif kılacak bir antivirüs henüz icat edilmedi. Bunlar hangi galakside yetişmiş türler? Bunları anlamak zor!

Yaratılışta fıtratımıza kodlanan ve tarihi süreçte sosyolojik olarak oluşturduğumuz değerlerimizle, bir insan gibi yaşamak istiyorsak tarafımızı, yaşam alanımızı seçmek, tavrımızı belirlemek; bizi biz yapan değerlerimizi yaşatmak, bu değerleri de nesillerimize aktarmak adına yükseltmek zorundayız. Günü gelmiş işi yapmamak, söylenmesi gereken sözü söylememek kaçınılmaz yokluğu doğuracaktır.

Tarihin affetmediği örnekler çok.

Kadir Durgun

ETKİNLİK TAKVİMİ
Neo Web Tasarım
© 2018
İDEBİR